Bir Beyaz Yakalının İtirafları | Mezeleri Güzel

 

Beyaz yakalı; giyimiyle, tüketim alışkanlıklarıyla, diliyle, davranışlarıyla topluma şu mesajı veriyor: Beyaz yakalı olmanın bazı kalıpları, kuralları var, bu bizim dünyamız ve biz burada mutluyuz. Yarattığımız bu kalıpların ve kuralların değerlerimle çeliştiği, çizilen resimde vaat edildiği gibi çok da mutlu olmadığımı gördüğüm ve bu yüzden kendimi bir anlam arayışında bulduğum zamanlar oldu, oluyor da. Bu yüzden, birinin çıkıp sahici bir dille; bu dünyayı sen yaratıyorsun, uyan, bu olmak zorunda olduğun bir kimlik değil demesi ve öze dönüşe vurgu yapması insanı güçlendiren bir motivasyon. Bu motivasyonu, Ot Dergi’de her ay okuduğum, Erdem Aksakal kaleminden çıkan “Beyaz yakalılar” köşesinde buluyorum. Bir beyaz yakalı olmanın verdiği algıda seçicilikten öte bir anlam yüklüyorum beyaz yakalılar köşesine : Aylık silkelenme ve yüzleşme seansı.

Erdem Aksakal’ ın yeni kitabı Mezeleri Güzel, Ot Dergi’deki yazılarından farklı, yeni yazılardan oluşuyor ama “kahramanlar” aynı : Beyaz yakalılar. Yazan içimizden biri, bu yüzden de tespitlerindeki samimiyeti ve gerçekçiliği her bir satırında okuyucuya veriyor. Mezeleri Güzel, bir gencin beyaz yakalıya dönüşüm sürecini adım adım anlatıyor: İş arama sürecini, mülakatları, iş hayatında karşılaşılabilecek beyaz yakalı türevlerini, toplantıları, mail savaşlarını, iş seyahatlerini, tüketim alışkanlıklarını, ücret gizliliğini, şirket hedeflerini, gelecek hayallerini… Tek tek, adım adım, her bir davranışın altında yatan nedenleri irdeleyerek… Okurken, sık sık “ben bunu tanıyorum”, “hakikaten böyle” dedirten, çokca güldüren ama aslında “gülsem mi, ağlasam mı” diye düşündüren bir kitap.

Neden “ağlasam mı?” dedirtiyor, bence tartışılması gereken nokta tam da bu. Beyaz yakalı kendini işçi sınıfından farklı görüp, farklı tanımlıyor, “patronluğa” kendini daha yakın hissediyor, patron gibi yaşamayı arzuluyor; kendisine de çevresine de bu yanılsamayı satıyor. Bu arada kalmışlık, eğrelti duruş, yaşam alanındaki her davranışına yansıyor. Kendini farklı ve özel tanımlarken, tüketim alışkanlıklarıyla da bu “özel” olma durumunun altını doldurmaya çalışıyor.

Beyaz yakalı ah bir barışsa sınıfıyla, kendini anlayabilse. Halihazırda bir restorana gittiğinde kendini oranın patronundan üstün görüyor. Garsonla, otopark görevlisiyle muhatap dahi olmuyor. Halbuki gerçeklik şu. Beyaz yaka sınıfsal olarak garsonla ve bulaşıkçıyla aynı kadere sahip. Empati yapacağı kişi lokantanın çalışanı. Eğer kendisiyle barışık ve mutlu yaşamak istiyorsa o garsonu anlayacak.”

Mezeleri Güzel, belki bir beyaz yakalının itirafları ama çokça beyaz yakalıyı samimi olmaya ve yaratılan illüzyondan çıkarmaya çağıran bir kitap. Erdem Aksakal, “Bu kitap, kötü çocuklar olmadığımızı ispat etme ve bize verilen gazları kolayca yuttuğumuzun hesabını verme çabası aslında” derken bence bir umuttan da bahsediyor : Kendin gibi olabilmekten, egolardan / kibirden sıyrılıp sahici ve samimi olabilmekten. Hala şansımız var.

“Gel bildiklerimizi koyalım ortaya, aldıklarımızı değil. Üretelim. Banal falan bulmaksızın tatilin bir yerinde sahile çık sesin güzelse bir şarkı patlat, iyi bir şiir biliyorsan onu oku. Özel bir an olmasın illa. Şart değil. Güzel bir an olsun. Ne kadar iyi hissedeceksin bak gör.”

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s