Kara Tren ile Köy Enstitüsü’ne Giden Yol

Ben çocukken çok dinlerdim dedemi. Kendi başından geçenleri çok güzel anlatırdı, tane tane. Bazen aynı hikayeyi defalarca anlatırdı. Büyükler ayıp olmasın diye ilk defa dinliyorcasına dedemi dinlerken, bir defasında “dede sen bunu anlatmıştın” dedim. Halamlar, amcam, babam, annem “kızım sus” der gibi bana baktı, tam nefesimi tuttum ki dedem “Ayşe sana bravo, beni ne kadar iyi dinlemişsin” demişti.

O dinlediğim hikayelerden birini anlatacağım şimdi. Eksik hatırladığım yerleri babama sordum, baştan sona anlattı, o tarihteki ülkenin durumunu coğrafyanın şartlarını atlamadan, tıpkı dedemin sabrıyla.

Büyükbaş hayvancılıkla geçinen Çamlıçatak Köyü’ne kayıtlı Asker Kirman, dedem. 5 kardeşin ikincisi, Ardahan İlk Okulu mezunu. Akıbeti belli, okul bitince eve yardım edecek çünkü iş gücü lazım. Babasının ve dedesinin onun için planı da belli, çetin hava koşulları, motor yok, imkan yok ve elbette geçim derdi. Yıl 1940.

Tam da o sıralarda dedem Susuz’da Cilavuz Köy Ensititüsü’nün açılacağını duyuyor. İnanılmaz hevesleniyor, ayrıntılı bilgi almak için debeleniyor. Yatılı okul olduğunu duyuyor, beş yıl sonra öğretmen çıkacağını duyuyor, yemek bile varmış diyor ve babasına gidiyor “gönder beni” diyor. Geri çeviriliyor, kapı duvar. Sonra öğreniyor ki kayıt olmak için önce sınava girmesi ve onu geçmesi lazım. Komşu köyden arkadaşı Asım ile durum değerlendirmesi yapıyorlar ve kararlaştırıyorlar: “o sınava girilecek”. Hayal kurmaya başlıyorlar başlamasına da ikisinin de babası Susuz’a gitmelerine izin vermeyecekleri gibi para da vermezler. Başka çıkış yolu lazım. İkisi de evlerinden birer at çalacak, atları askeriyeye süvari birliklerine gidip satacaklar ve o parayla Susuz’a sınava gidecekler. Dedemin çaldığı atı kısa boylu diye beğenmiyorlar gerisin geri geliyor fakat Asım’ınkine para veriyorlar ve plan çok da aksamıyor.

Sınav zamanı evden kaçıp sınava giriyorlar. Gizli gizli sınav sonucunu beklerken ikisine de “okuyabilir” sonucu geliyor. Dünyalar onların olurken bir kural ile karşı karşıya kalıyorlar “burası köy okullarından mezun çocuklar için açıldı sizin okulunuz şehir okulu, kayıt yaptıramazsınız”. Yıkılıyorlar, okulun önünde ağlıyorlar, bizi alın diye yalvarıyorlar. “Bunu kim engelliyor, ona gidelim” diye ısrar ediyolar. Oradaki öğretmenlerden biri Milli Eğitim Bakanlığı böyle söylüyor diyor, biz bir şey yapamayız diyor. Dedem “o kim?” diye sorunca Hasan Ali Yücel’in ismiyle karşılaşıyor.

“Çok istemek” var ya işte o çok istemenin vücut bulmuş hali dedem ve arkadaşı Kars-Ankara trenine binip Hasan Ali Yücel’in yanına gidip dertlerini anlatmaya karar veriyorlar. Kars il sınırından dışarı bile çıkmamış iki yoksul çocuk eve haber vermeden (o yol tıkalı onu biliyorlar), arkalarına bakmadan meşhur kara tren ile Ankara’ya gidiyorlar. Sora sora Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerini buluyorlar. Üst baş pis, çuhadan elbiseleri ile kim alsın onları içeri. Odacıya içeri girmek için yalvarırlarken Hasan Ali Yücel dedemleri görüyor “ne istiyorsunuz tosunlar” diyor. Dedemler tüm hikayeyi bir çırpıda anlatıyorlar. “Dinledi. Çay verdi bize, simit verdi” demişti dedem… Daha önemlisi bir yazı yazmış imzalı, zarfın içine koyup uzatmış: “Kayıtlarını yapınız”.

Dedemin dedesi bu çaba karşısında ikna oluyor, harçlığını verip dedemi Cilavuz Köy Enstitüsü’ne gönderiyor. Bundan sonra sadece dedemin değil aslında bir nesilin hikayesi yazılıyor. Tek bir insanın inancı, okuma istediği, çabası, azmi; bütün akrabalarına, köyüne, dokunduğu çocuklara, öğrencilerine, evlatlarına ve torunlarına sirayet ediyor.

Dedem; koninin hacmini, meridyen hesabını, silindirin alanını daha o konulara gelmediğimiz halde cevaplamamızı beklerdi. Sınavları ağırdı, haberleri dinlemek önemliydi. Saç taramak, temiz giyinmek, tutumlu olmak, onun kontrolü dışında abur cubur yememek zorunluluktu. “Ayşe Pınar sana bravo” cümlesini duymak kolay değildi. Ben dedemin Ayşe Pınar’ıydım, pınar gibi akan coşkulu, akıllı kızıydım ama en çok da park arkadaşıydım. Hayatımın en büyük tokatlarından birini beni hatırlamadığında, bir yabancı gibi baktığında yedim. Ben de hafızamdan o lanet hastalığa kapılmışcasına tüm o aşamaları sildim… Hele de bugün, babalar gününde onu; kara trende kararmış yün elbiseli inançlı çocuktan takım elbiseli, kendinden emin, bakışlarıyla “kendine güven” mesajını veren Asker Kirman’a dönüşüşünü minnetle hatırlamayı seçiyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s